Erdoğan Doktrini
2002’nin Eylül ayında, George W. Bush, yeni bir “Ulusal Güvenlik Stratejisi Raporu” ortaya atarak Bush Doktrini diye bilinen düşüncesini açıkladı. A.B.D. dış siyasetinin Büyük Ortadoğu Projesi ile sinonim hale gelmesine ve dünyanın büyük bir kısmında kendinden nefret edilmesine sebep olan bu doktrinin temel birkaç prensibi vardı. Birincisi, ya bizdendiniz, ya da onlardan. Ya A.B.D.’nin teröre karşı açtığı savaşa destek verenlerden olacaktınız, ya da “şer eksenindeki” ülkeler safında görülüp, kara listeye alınacak ve terörist saklayan ülke muamelesi görecektiniz. Zaten Bush Doktrini, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenler ile, şer ekseni diye bir kenara koyduğu ülkeler arasında bir fark görmüyordu. Eğer onu desteklemiyorsaydınız, teröristtiniz. Buna ek olarak, önleyici saldırılar haklı çıkartılıyordu. Tehditler oluşmadan, bastırılmalıydı. Bize saldırılmadan, biz onlara saldırmalıydık, bu bir “haklı savaş” idi. Son önemli nokta ise kültür ve demokrasi ihracatıydı. Demokrasiden bi-haber olan topraklara–adeta konkistadorların yerlilere din, insanlık ve medeniyet götürmüş olması gibi–insan hakları ve demokrasiyi namluların ucunda dayatacaktı.
Dünyaya siyah-beyaz bakan; karşıdakine güvenle değil, tehdit ile yaklaşan; çözüm yollarını diyalog kurmakta değil, yok etmeye çalışmakta arayan; ve dinlemekten yana olmak yerine, saldırmaktan yana olan bir siyasi anlayışın tarihte bıraktığı iz belli. Sadece kendi ülkesini ikiye bölüp her türlü eleştiriyi “terörist destekçisi” haline getirmekle kalmayıp, dünyayı da “teröristler ve şovalyeler” olarak gören bir zihin yapısının, dünyada (hem de yanı başımızda) açtığı yara da belli. Herhangi bir lider, siyasi güç uğruna bu şekilde ünlenmiş ve mirasının savaş, gerginlik, mutsuzluk, acı ve sefaletten başka birşey olmadığı bir siyasi felsefeyi neden tercih eder, bunu anlamak çok güç. Ama Erdoğan’ın Malatya konuşmasında bu tür bir Erdoğan Doktrini çizdiği–daha doğrusu 12 Eylül referandumunda çizdiği doktrini yenilediği ve yinelediği çok açık.
Tayyip Erdoğan’ın referandum turu çerçevesinde, 25 Temmuz 2010’da Adıyaman’da yaptığı konuşmada şunları söylemişti:
“Allah aşkına şu tabloya, şu fotoğrafa bakar mısınız? Kim ‘hayır’ diyor? CHP, MHP ve BDP ‘hayır’ diyor. Onlara habire gaz veren medya ‘hayır’ diyor. YARSAV ‘hayır’ diyor. Koltuk sevdasına düşmüş, milleti çoktan unutmuş bir kısım bürokratlar, seçkinler ‘hayır’ diyor. Bitmedi çeteler bu değişikliğe ‘hayır’ diyor, mafya bu değişikliğe ‘hayır’ diyor. Statükocular, vesayetçi anlayışlar bu değişikliğe ‘hayır’ diyor … Peki kim ‘evet’ diyor? Demokrasi isteyenler ‘evet’ diyor. Özgürlüklerin, hakların genişlemesini, geliştirilmesini isteyenler ‘evet’ diyor. Türkiye’nin büyümesini, gelişmesini, gelişmiş bir ülke, daha demokratik, özgür, adil olmasını arzulayanlar ‘evet’ diyor … İşte şimdi bir tarafta hayırcılar var. Bir tarafta da millet var, millet. Bir tarafta darbe anayasası var, bir tarafta da milletin anayasası var. Milletin anayasasına ‘evet’ darbe anayasasına ‘hayır.’”
Görüldüğü gibi, Erdoğan kendisi ile aynı fikirde olmayan herkesi aynı kefeye koymuş, siyasi muhalefeti çete ve mafyalarla ilişkilendirerek, mecliste sandalye paylaştığı milletvekillerini ve demokrasinin gereği olan farklı sesleri tek bir notaya indirgemişti. Bu bahsettiği acımasız ve güçlü hayır ittifakının karşısında ise kahraman ve mazlum olarak kendisi ve kendisini destekleyenler duruyordu. Erdoğan, çoğu konuşmasında tekrarladığı bu tema ile kendi doktrinini şöyle şekillendiriyordu: onu destekleyenler demokrasiyi destekliyordu ve ona karşı olanlar, kim oldukları veya neden karşı oldukları farketmez, aynı şekilde cuntayı, mafyayı ve çeteleri destekliyorlardı. Ya demokrattınız, ya cuntacı; ya bizdendiniz, ya onlardan.
O zamanlar ülkeyi ikiye bölen ve evet/hayır arasında büyük bir çukur açan söylemini, Erdoğan bugün de tekrarlıyor. Malatya’da yaptığı konuşmasında “Çetelere geçit vermeyeceğiz, fitneye, fesada geçit vermeyeceğiz, demokrasi düşmanlarına, özgürlük düşmanlarına, kardeşlik düşmanı teröristlere asla geçit vermeyeceğiz” diyerek,, 12 Eylül konuşmasında da bahsettiği çeteleri karşısına alarak, “kahraman Başbakan Erdoğan, geri kalan herkese karşı tek başına” temasını tekrarlamakla kalmıyor. Aynı zamanda, 12 Eylül sürecinde yaptığı gibi, “ya bizdensiniz, ya onlardan” temasını bu sefer genel seçimler için tekrar ediyor. Mesela, Rize’de yaptığı konuşmasında AKP dışında kalan tüm siyasi partileri, PKK, Ergenekon’u ve medyayı karşısında tek bir bütün olarak görüyor ve söyledikleri ile 12 Eylül’deki “bizdenseniz demokratsanız, değilseniz cuntacısınız” söylemini bugünün tarışmalarına uyarlıyor:
“CHP’si, MHP’si, BDP’si, terör örgütü, Ergenekon’u, onların yandaş ve candaş medyası aynı hizaya geçtiler. Gözü kararmış şekilde AK Parti’ye saldırıyorlar. Bunlara boyun eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız. Demokrasi mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.”
Söyleminin temeli Bush Doktrini’nin ayrıştıran, merhametsiz, dinlemekten ve anlamaktan uzak siyah/beyaz, biz/öteki dünya görüşü ile örtüşen Erdoğan, diğer noktalarda da Bush Doktrini anlayışını sürdürüyor.
Kendisi gibi düşünmeyenleri çoğulcu anlayıştan nasip almamış olarak değerlendiren Erdoğan, diğer partilere ve demokratik anlayıştan yoksun kalan kendisi dışındaki herkese, A.B.D.’nin Irak halkına yaptığı gibi, demokrasi götürmeye söz veriyor. Erdoğan’ın gözünde, AKP çizgisinin dışında kalan herkes terörist, çeteci ve Ergenekoncu olduğu için, türlü yollarla sindirerek onların düşüncelerinin gayrimeşru ilan edilmesi ve seslerinin kısılması “helal” oluyor. Kesinlikle Erdoğan, baskıcı veya demokratik anlayıştan uzak bir lider olduğu için değil, diğer görüşlerin seslerinin kısılması ve demokratik alanda gayrimeşru, geçersiz ilan edilmesi, AKP dışında kalan herkesin suçu olmuş oluyor. Neticede, ya AKP’nin kayıtsız şartsız egemenliğini seçmek ya da teröristlerin saflarına katılmak arasında seçenekleri var.
Erdoğan Doktrini’nin çok belirli bir “şer ekseni” var: kendi görüşlerine destek vermeyen ve AKP dışında kalan herkes. 12 Eylül referandum sürecinde ortaya konulan Erdoğan Doktrini, bu seçimlerde tekrarlanıyor ve giderek gelişiyor. Erdoğan Doktrini’ne göre şayet AKP’li değilseniz, teröristsiniz; Erdoğan’ı desteklemiyorsanız ya PKK’yı, ya Ergenekon’u, ya da çeteleri destekliyorsunuz. Erdoğan Doktrini, kendisi dışında kalan herkese karşı başlattığı bu mücadeleyi “haklı savaş” olarak görüyor. Bu “haklı savaş” içerisinde teröristlerin bastırılan sesleri, demokrasinin bir parçası olmak yerine demokrasiye zarar olarak değerlendiriliyor ve farklı görüşleri rahatça gayrimeşru ilan ediliyor, susturuluyor. Bu susturulmanın, bastırılmanın ve gayrimeşrulaştırılmanın şüphesis suçluları, AKP dışında kalan herkes oluyor, çünkü onlar zaten teröristler.
Bush Doktrini’nin başarısı ele alındığı zaman, içerik olarak neredeyse bire bir benzerlik gösteren Erdoğan Doktrini hakkında verilebilecek bir hüküm kendini gösteriyor. Kısa vadede oy getirmek için yararlı olsa da, halkı ciddi olarak kutuplaştıran Erdoğan Doktrini, uzun vadede tamiri çok güç olan toplumsal yaralara, güvensizliğe ve kutuplaşmanın bir alışkanlık haline gelmesine sebep olabilir. Zaten kendi görüşleri dışındaki fikirlere düşük hoşgörü ile yaklaşan toplumsal bilinç, Erdoğan Doktrini ile aşılandığı zaman en ufak hoşgörü dürtüsünü tamamen kaybederek her işini şiddet yolu ile çözmeye başlayabilir. Son yıllarda artan şiddet haberlerinin vehametine bakıldığı zaman, ne yöne gidildiği zaten görülecektir. İzlenecek en akılcı yol, Erdoğan’ın söylemini değiştirerek Erdoğan Doktrini üzerinden değil, farklılığın ve çoğulculuğun kutsanması, kendi dışında herkesin terörist ilan edilmemesi gibi demokratik değerler üzerinden oy toplanılmaya çalışılmasıdır. Kısa vadelik düşüncelerle uzun vadelik tahribatlara yol açanların tarihteki yerleri bugün malumdur.
Haziran 13th, 2011 → 12:48 pm
[...] rhetoric, we are polarized over anything and everything! As a rhetoric scholar identified Erdogan’s doctrine in a blog post, you have to choose your side! You either support AKP and its policies, or you are [...]
Haziran 17th, 2011 → 7:33 am
[...] rhetoric, we are polarized over anything and everything! As a rhetoric scholar identified Erdogan’s doctrine in a blog post, you have to choose your side! You either support AKP and its policies, or you are [...]